Yapay zeka, sabah uyandığımızda gündemi özetleyen, iş yerinde raporlarımızı hazırlayan, hatta bir tıkla bize sanatsal görseller sunan bu teknoloji, insanlığın yeni "sihirli değneği" ilan edildi.
Teknolojinin bu denli hızlı ilerlemesi, verimlilik ve konfor açısından büyüleyici görünse de madalyonun bir de çevirmek istemediğimiz, karanlık ve oldukça "sıcak" bir yüzü var.
Enerji tüketimi
Bizler akıllı telefonlarımızın ekranında, saniyeler içinde bir yapay zeka aracından kusursuz bir yanıt alırken, arka planda dönen çarkların ne kadar büyük bir yük taşıdığını genellikle hesaba katmıyoruz. Yapay zeka modellerinin "eğitim" ve "çalışma" süreçleri, dünyanın dört bir yanına yayılmış devasa veri merkezlerinde (Data Center) gerçekleşiyor. Ve bu merkezler, adeta birer enerji canavarı.
Basit bir kıyaslama yapalım: Google’da yaptığınız geleneksel bir arama motoru sorgusu, standart bir ampulün birkaç saniye yanmasına eşdeğer bir enerji harcar. Ancak aynı soruyu üretken bir yapay zekaya sorduğunuzda, harcanan enerji miktarı neredeyse 10 katına çıkıyor. Neden mi? Çünkü yapay zeka sadece bilgiyi bulup önünüze getirmiyor; o bilgiyi o an yeniden üretiyor, düşünüyor ve milyarlarca parametre arasından bir kombinasyon yapıyor.
İşin daha da korkutucu kısmı, bu modellerin henüz emekleme aşamasındayken bile tükettiği devasa kaynaklar. Sadece popüler yapay zeka modellerinden birinin eğitimi sırasında harcanan elektriğin, yüzlerce hanenin bir yıllık elektrik tüketimine veya bir otomobilin dünyayı defalarca turlamasıyla salınan karbon emisyonuna denk olduğu belirtiliyor. Üstelik bu sistemlerin çalışırken çıkardığı ısıyı düşürmek için harcanan milyarlarca litre su da cabası...
Teknoloji devleri, bu durumun farkında oldukları için hızla temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına (güneş, rüzgar, hatta nükleer enerji) yöneldiklerini açıklıyorlar. Ancak yapay zekaya olan talep o kadar geometrik bir hızla büyüyor ki, yeşil enerji yatırımları bu hıza yetişmekte zorlanıyor.
Peki, bu durum karşısında teknolojiden vaz mı geçeceğiz? Elbette hayır. Matbaanın icadından internetin bulunuşuna kadar her büyük devrim, kendi maliyetleriyle birlikte geldi. Ancak bugün, iklim krizinin eşiğinde duran bir dünya olarak, dijitalleşmenin faturasını doğaya kesme lüksümüz yok.
Gelecekte bizi daha "akıllı" algoritmalar bekliyor; daha az veriyle, daha az enerji harcayarak çalışan yapay zeka modelleri üzerine ciddi çalışmalar yürütülüyor. İşte gerçek başarı, sadece insan gibi düşünebilen bir yapay zeka üretmek değil; dünyayı tüketmeden insanlığa hizmet edebilen "sürdürülebilir" bir teknoloji inşa etmektir.
Aksi takdirde, geleceği kurtarmasını beklediğimiz yapay zeka, geleceğimizin enerjisini bugünden tüketen bir obura dönüşebilir.
