Vecdi ŞENEMRE
Köşe Yazarı
Vecdi ŞENEMRE
 

SAVAŞIN KURŞUNU DEĞİL ENFLASYONU VURACAK

Savaşlar sadece cephelerde yaşanmıyor; mutfakta, markette, akaryakıt istasyonunda, emeklinin cüzdanında, asgari ücretlinin sofrasında da devam ediyor. Bugün yaşadığımız tabloya baktığımızda, ekonominin nasıl allak bullak olduğunu çok net görüyoruz. Petrol fiyatlarındaki hızlı yükseliş, altın fiyatlarındaki sert düşüşle birleşince, yatırım yapmaya çalışan vatandaş da ayrı bir panik havasına sürükleniyor. “Acaba daha da düşer mi?” endişesiyle elindeki altını bozduran, ne yapacağını bilemeyen binlerce insan var. Oysa çoğu kişinin kaçırdığı asıl nokta, petrol fiyatlarındaki artışın tetikleyeceği yüksek enflasyon dalgası. Petrol, modern ekonominin can damarı. Taşıma, üretim, ısınma, enerji… Aklınıza ne gelirse, bir ucundan petrol maliyetine bağlı. Bugün bir ürünü x liraya alıyorsak, yarın 2x liraya almak zorunda kalmamız işten bile değil. Çünkü petrol fiyatlarındaki her artış, önce nakliye maliyetlerine, sonra raflardaki etiketlere, en sonunda da vatandaşın cüzdanına yansıyor. Zamanında “Petrol fiyatları artsın, ben zaten sadece 50 TL’lik alıyorum” diyenler vardı; şimdi de “Benim arabam yok, arabası olan düşünsün” diyenler var. Oysa arabasının olmaması, petrol fiyatlarındaki yükselişin kendisini etkilemeyeceği anlamına gelmiyor. Marketten aldığın ekmekten, kullandığın elektriğe, giydiğin kıyafete kadar her şeyin arkasında yakıt maliyeti var. Kısacası, bu yangın hepimizin kapısında. Enflasyon rakamları da tabloyu acı biçimde doğruluyor. Daha yılın başında, Ocak ve Şubat ayı enflasyonu toplamda %8’e dayanmış durumda. Gidişat, ilk 6 ayda enflasyonun %15’leri bulabileceğini gösteriyor. Ama vatandaşın aklındaki soru şu: “Bu enflasyon, benim maaşıma nasıl yansıyacak?” İşte tam da burada TÜİK’in açıklayacağı rakamlar kritik hale geliyor. Emekli maaşlarına ve asgari ücrete zam zamanı, açıklanacak enflasyon oranı, milyonlarca insanın sofrasındaki ekmeğin büyüklüğünü belirleyecek. Kâğıt üzerinde küçücük görünen bir fark, emeklinin ilaç alıp alamaması, asgari ücretlinin ayın sonunu getirip getirememesi anlamına geliyor. Bugün emeklinin hali ortada; yıllarca çalıştıktan sonra aldığı maaş, temel ihtiyaçlarını karşılamaya bile yetmiyor. Asgari ücretlinin aldığı zam, daha eline geçmeden eriyor; elektrik, doğal gaz, kira, mutfak masrafları her ay yeniden zamlanırken alım gücü adım adım, sessizce yok oluyor. Vatandaş çarşıya, pazara çıktığında, geçen ay aldığı ürünle bu ayki fiyat arasındaki farkı görünce derin bir nefes alıp “Nereye kadar?” diye soruyor. Bir yanda savaşın getirdiği belirsizlik, diğer yanda içeride bitmeyen geçim derdi… Bu ortamda insanların “Yarın beni ne bekliyor?” diye sormasından daha doğal bir şey yok. Tüm bu tablo, savaşın bir an önce sona ermesinin sadece insani değil, ekonomik bir zorunluluk olduğunu da gösteriyor. Savaş biterse, petrol fiyatlarının zamanla normal seviyelere gerilemesi, bununla birlikte zincirleme giden fiyat artışlarının da durması mümkün olabilir. Elbette hiçbir şey sihirli değnekle bir anda düzelmeyecek; ama gökyüzündeki kara bulutların dağılması için ilk adım, silahların susması olacak. Barış, sadece sınırların ötesinde değil, evimizin mutfağında, emeklinin cebinde, asgari ücretlinin sofrasında da hissedilecek. Çünkü ekonominin en büyük düşmanı belirsizliktir; belirsizliğin bittiği yerde, umut yeşermeye başlar. Şimdi en çok ihtiyacımız olan şey ise tam da bu: Belirsizliğin bittiği, umudun yeniden filizlendiği bir gelecek.  Kalın Sağlıcakla
Ekleme Tarihi: 23 Mart 2026 -Pazartesi

SAVAŞIN KURŞUNU DEĞİL ENFLASYONU VURACAK


Savaşlar sadece cephelerde yaşanmıyor; mutfakta, markette, akaryakıt istasyonunda, emeklinin cüzdanında, asgari ücretlinin sofrasında da devam ediyor. Bugün yaşadığımız tabloya baktığımızda, ekonominin nasıl allak bullak olduğunu çok net görüyoruz. Petrol fiyatlarındaki hızlı yükseliş, altın fiyatlarındaki sert düşüşle birleşince, yatırım yapmaya çalışan vatandaş da ayrı bir panik havasına sürükleniyor. “Acaba daha da düşer mi?” endişesiyle elindeki altını bozduran, ne yapacağını bilemeyen binlerce insan var. Oysa çoğu kişinin kaçırdığı asıl nokta, petrol fiyatlarındaki artışın tetikleyeceği yüksek enflasyon dalgası.
Petrol, modern ekonominin can damarı. Taşıma, üretim, ısınma, enerji… Aklınıza ne gelirse, bir ucundan petrol maliyetine bağlı. Bugün bir ürünü x liraya alıyorsak, yarın 2x liraya almak zorunda kalmamız işten bile değil. Çünkü petrol fiyatlarındaki her artış, önce nakliye maliyetlerine, sonra raflardaki etiketlere, en sonunda da vatandaşın cüzdanına yansıyor. Zamanında “Petrol fiyatları artsın, ben zaten sadece 50 TL’lik alıyorum” diyenler vardı; şimdi de “Benim arabam yok, arabası olan düşünsün” diyenler var. Oysa arabasının olmaması, petrol fiyatlarındaki yükselişin kendisini etkilemeyeceği anlamına gelmiyor. Marketten aldığın ekmekten, kullandığın elektriğe, giydiğin kıyafete kadar her şeyin arkasında yakıt maliyeti var. Kısacası, bu yangın hepimizin kapısında.
Enflasyon rakamları da tabloyu acı biçimde doğruluyor. Daha yılın başında, Ocak ve Şubat ayı enflasyonu toplamda %8’e dayanmış durumda. Gidişat, ilk 6 ayda enflasyonun %15’leri bulabileceğini gösteriyor. Ama vatandaşın aklındaki soru şu: “Bu enflasyon, benim maaşıma nasıl yansıyacak?” İşte tam da burada TÜİK’in açıklayacağı rakamlar kritik hale geliyor. Emekli maaşlarına ve asgari ücrete zam zamanı, açıklanacak enflasyon oranı, milyonlarca insanın sofrasındaki ekmeğin büyüklüğünü belirleyecek. Kâğıt üzerinde küçücük görünen bir fark, emeklinin ilaç alıp alamaması, asgari ücretlinin ayın sonunu getirip getirememesi anlamına geliyor.
Bugün emeklinin hali ortada; yıllarca çalıştıktan sonra aldığı maaş, temel ihtiyaçlarını karşılamaya bile yetmiyor. Asgari ücretlinin aldığı zam, daha eline geçmeden eriyor; elektrik, doğal gaz, kira, mutfak masrafları her ay yeniden zamlanırken alım gücü adım adım, sessizce yok oluyor. Vatandaş çarşıya, pazara çıktığında, geçen ay aldığı ürünle bu ayki fiyat arasındaki farkı görünce derin bir nefes alıp “Nereye kadar?” diye soruyor. Bir yanda savaşın getirdiği belirsizlik, diğer yanda içeride bitmeyen geçim derdi… Bu ortamda insanların “Yarın beni ne bekliyor?” diye sormasından daha doğal bir şey yok.
Tüm bu tablo, savaşın bir an önce sona ermesinin sadece insani değil, ekonomik bir zorunluluk olduğunu da gösteriyor. Savaş biterse, petrol fiyatlarının zamanla normal seviyelere gerilemesi, bununla birlikte zincirleme giden fiyat artışlarının da durması mümkün olabilir. Elbette hiçbir şey sihirli değnekle bir anda düzelmeyecek; ama gökyüzündeki kara bulutların dağılması için ilk adım, silahların susması olacak. Barış, sadece sınırların ötesinde değil, evimizin mutfağında, emeklinin cebinde, asgari ücretlinin sofrasında da hissedilecek. Çünkü ekonominin en büyük düşmanı belirsizliktir; belirsizliğin bittiği yerde, umut yeşermeye başlar. Şimdi en çok ihtiyacımız olan şey ise tam da bu: Belirsizliğin bittiği, umudun yeniden filizlendiği bir gelecek. 
Kalın Sağlıcakla

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kocaeliyenihaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.